Seçim öncesi öfkeleri

0

İsveç’te bir manyağın Türk konsolosluğu önünde Kuran’ı Kerim’i yakması ülkede büyük infiale neden oldu.

Ben de kızanlardandım.

Ama Allah aşkına söyleyin ben bütün bunların seçime doğru olacağını aylar önce yazdım değil mi?

Seçime geldiğimizde Avrupa’dan Türkiye’de iktidarın işine yarayacak provokasyonlar olacak demedim mi?

Şimdi bazıları, “Acaba Putin başardı mı?” diyor.

Tanrı aşkına, Putin değil.

Bu hemen hemen her seçim öncesi olmuyor mu?

Son seçimlerden önce Danimarka ile, NATO ile, Rasmussen ile, Almanya ile, Hollanda ile benzer krizler yaşamadık mı?

Bu ülkelerin Türkiye’ye yönelik tutumundan dolayı bu ülkelere yönelik öfkeli açıklamalar yapıldı!

Seçim sonrası yaşanan bu gerilimler hep unutulmadı mı?

Bu yüzden fazla endişelenme.

Bu da bir gün unutulacak.

Ve bekleyin, seçimlere daha 4 ay var.

Yunanistan ile tekrar görüşeceğiz.

Sorunu biliyorsun.

Geçen hafta Habertürk’te bir haber çıktı.

Bir muhabir, düzenli olarak haber yaptığı bir kasap dükkanındaki bir çocukla konuştu ve çocuk, annesine karne olarak et verildiğini söyledi.

Kasap sohbete katıldı ve ekledi: “Üç parça pirzola da hediye olarak geliyor.”

Sonra kıyamet koptu, A Haber anne ve çocuğu buldu ve anne haberlerin manipüle edildiğini iddia ederek bu sözleri söylemek zorunda kaldı.

Habertürk yöneticileri soruşturma yürüttü.

Muhabirin habere müdahale ettiği anlaşılınca da kovmuşlar.

Yayın öncesi görüntüleri izlerseniz belli olur evet muhabir habere müdahale etti ama annenizin dediği gibi bir şey yok zorlama yok.

Aksine bu konuyu gündeme getiren annenin kendisidir.

Muhabirimiz Fatmanur, “O karne hediyesi nedir?” O sorar.

Herhangi bir müdahale, manipülasyon ve etkileme olmaksızın “Evet, karne hediyesi” diyen annenin kendisi.

Muhabir Fatmanur çocuğa, ‘Annem karne olarak bana et aldı diyebilir misiniz? “Cümleyi iki kez tekrarlıyor.

Kasap ise gönüllü olarak etkinliğe katılır ve üç parça pirzola hediye eder.

Muhabirin yaptığı doğru değil ama büyük bir komplo kurmaya niyeti olmadığı açık.

Tabii ki A Haber, anne ve kasap üzerinde baskı kurduğunda, korkudan açıkça muhabiri suçluyor.

Muhabir de hatasının kurbanı olur.

Bu durumdan benim anladığım bu.

Yani temelde ülkedeki tüm çocuklar her gün et yiyor, ebeveynleri tüm çocuklar için tablet alıyor.

Türkiye’de maliyet ve yoksulluk sorunu çözüldü.

Yayılabilirsin!

Peki A Haber, muhaliflere karşı yaptığı onca manipülasyonu, yaptığı onca yalan haberi ne yapacak?

Burada haberi manipüle eden muhabir bedelini ödüyor.

Muhtemelen orada bir ödül alacak.

Etrafta insan kılığında dolaşan herkesin insan olduğunu düşünmüyorsak.

Bence muhalif siyasetçiler, gizli bilgileri paylaşmak istiyorlarsa, hükümete yakın gazetecilerle konuşmayı tercih ediyorlar.

Muhalefetin de sözcüsü olan bir grup iktidar yanlısı ve hatta sözcü gazeteci var.

Muhalefetin ne yapacağını, gizli planlarını, önemli adımlarını hep onlardan öğreniyoruz.

Örneğin hükümetin en büyük destekçisi Meral Akşener’in Ekrem İmamoğlu’na “Seni bu seçimde değil bir sonraki seçimde başkan yapacağız” dediğini yazıyor.

Bu ilginç bilginin ana sonucu şudur.

“Bu seçimi kazanamayacağız”

Çünkü muhalefet bu seçimleri kazanırsa parlamenter sisteme geçilecek ve bugünkü cumhurbaşkanı tek adam yetkisine sahip olmayacak.

En önemlisi Başbakan olacak.

Zaten Meral Akşener tarafından oylandı.

İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı ise sistem değişmemiş demektir.

Bu, Akşener’in bu seçimi bir kayıp olarak gördüğü anlamına geliyor.

Bu yeterli değil.

Yine iktidar yanlısı bir kalemden derin bir muhalefet lobisi.

“CHP’lilere kötü haber. İYİ parti sadece seçime giriyor, diğer partiler CHP listesine giriyor. CHP’liler 25 sandalyeyi diğer partilere bırakacak.

CHP listesinden Gelecek, Saadet ve DEVA’nın aday olması durumunda CHP’nin bir kuruş kazanamayacağını herkes biliyor.

Belki de bu partilerin seçmenlerinin çok azı CHP amblemini damgalıyor.

Tıpkı birçok CHP’linin “Davutoğlu’na mı oy vereyim, Babacan’a mı oy vereyim, Sadullah Ergin’e mi oy vereyim?” ve başka bir yerde, İYİ Parti’ye veya Sol Birlik’e oy veriyorlar.

CHP’nin oy sayısı 26 ise 27 değil, 28 ise 29 değil.

Doğru olan bu partilerin İYİ parti listesi altında toplanıp bazı yerlerde CHP listelerinde yer almasıdır.

İşin garibi, iktidar kalemlerinin bu oyunlarına muhalefet partilerinden tek bir yalanlama gelmedi.

Bu bariz manipülasyonlara sessiz kalın.

Ya da belki bu doğrudur.

Bu noktada durum muhalefet için tam anlamıyla bir felakettir.

İklim, fikre karşı bir öfke iklimi olunca, rüzgar her yerden aynı eser, sağdan sola, merkezden, her yönden, öfkeli…

Bugün gazeteciler en çok etkilenen, en savunmasız, en ulaşılabilir kişi haline geldiyse, bunun nedeni iklimdir.

İktidarın gazeteciye bakışının zaten belli olduğunu söyleyeceğim ama yazık olur.

Kim farklı!

Belki iktidar bu iklimi yaratıp yaydığı ve evrenselleştirdiği için ya da yanlış bir örnek de olsa emsal teşkil ettiği için eleştirilebilir ama herkes iktidarın izinden gidiyor.

Bu sözde ana muhalefettir.

Bana ne olduğunu biliyorsunuz çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisini cumhurbaşkanı adayı ilan etmeden önce düşünmesi gerektiğini, seçimin kaybedilmesinden kendisinin sorumlu olacağını ve halkın öfkesinin CHP’ye yöneleceğini yazdım.

Kılıçdaroğlu çıkıp bize hakaret etti. Bana ve Habertürk’e… Mesela beni gizlice Ak Parti’yi desteklemekle suçladı. (Bunu halka sorsak halk bu durumu hangimize mal eder?)

İktidarda olsa muhtemelen “Bu adamı tekmeleyin” demesi beni şaşırtmaz.

Belki de yakın gelecekte cumhurbaşkanlığı danışmanı olabilecek başka bir muhalif, eski bir gazeteci olmasına rağmen, bilim programı yaptığım için bana tehdit e-postaları gönderdi ve “Bir gün korkaklığının bedelini ödeyeceksin” dedi.

Bunlar bana yapılıyorsa, gazeteci arkadaşlarıma yapılanları bir düşünün.

Düşünmene gerek yok, aslında her gün görüyorsun.

İş yerinde olan bir gazeteciye işe gidin denildiğinde beklentinin ne olduğunu anlıyorsunuz.

Görüyorsun, hayattayız.

Basın danışmanlığına terfi ettiklerini düşünen sözde gazeteciler, her gün gazete ve televizyon kurullarını arayıp tehditler savuruyor. Sol veya sağ olmadan. Çünkü belki de sahipleri bilmeden bu tarzı doğru olarak hatırlıyorlar. “İktidarda olsalar kim bilir neler yaparlar” dercesine…

Gazetecilik hedefi.

Gazeteci dövülebilir, gazeteci vurulabilir, gazeteci kırılabilir, gazeteci kovulabilir.

Siyaset böyle ama başka yerlerde durum farklı mı?

Herkes için sahte bir düşünce özgürlüğü, gazeteciye yapılanlara sahte bir tepki.

Dokunabileceğinizi düşünene kadar dokunmanıza bile gerek yok.

İşte spordan son örnek.

Dört gazeteci.

Benimle aynı takımı tutan ama hiçbir zaman aynı fikirde olmadığım hatta bazen bana hakaret eden 4 spor yazarı.

Bir spor kulübü menajeri tarafından saldırıya uğrarlar ve tehdit edilirler.

Elbette gazeteciyi eleştirebilirsiniz.

Ama nişan alamazsın, nişan alamazsın.

gösteremezsin…

Bugün kulüp yöneticileri bile kendi başarısızlıklarının sebebi olarak gazetecileri görüp onlara saldırmaktan geri kalmıyorsa…

Vay anne.

Mesela ölü diyorlar.

Örtbas etmek zorunda değilsin.

Zaten öldük ama ağlamıyoruz!

You might also like